27 Eylül 2014 Cumartesi

BÜYÜLEYİCİ SANAT

Odamın dekorasyonunun bir parçası olan yazı masamın çekmecesinde, karton üzerinde Paris’in resimlerini saklıyordum. Üzerinden üç ay geçmişti. Ondan bir haber almamıştım. Bu konu kapanmıştı. Mantığım her gün bana bunu yineliyordu. Dikkatim o kadar dağılmıştı ki kahve dolu bardağımı yere dökmüştüm. Antika dükkanından aldığım kıymetli mutfak halısı berbat olmuştu. Aklımın başımdan gittiği günlerde ise hayallerim aklıma geliyor ve anılar gözümde canlanıyordu: Paris, onunla ilk akşamımız, Güzel Sanatlar Caddesi’ndeki lokal, metroya gidişimiz, vücudu, yüzü, ellerinin hareketi, bakışları, şapkasının gölgesindeki profili, yumuşak ve okşayıcı sesi. Sesi; dinlemekten asla yorulmayacağım sesi. Herkesin bildiği gündüz ki olağan sesi ve yalnızca benim bildiğim gizemli, geceleri adımı çağıran sesi. Kendimi ona o kadar kaptırmıştım ki geleceğe dair saçma hayaller kuruyordum. Çocuk odası dekorasyonu için bile kafamda fikirler dolanıyordu. Acaba çağırdığı benden başka birisi de var mıydı? Kronik bir ağrı gibi sadık ve dakik kıskançlıklar içindeydim. O geniş omuzlu, canlı, konuşkan öteki hep karşıma çıkıyordu. Ondan nasıl söz etmişti: Kocamın akrabası! Ama bir gün onun akrabası olacaktı. Yalnızca bunu bekliyordu. Bir gün beklenen saat gelecekti. Belki bugün, belki yarın. Acaba şimdiye kadar ne kadar koyu kırmızı gül göndermişti? Umutlarımın da devamlılığı bir gerçekti: Münih’e tekrar gelecekti. Asya temalı bir otel olan Dört Mevsim’de kalacaktı. Asla dedektiflik yapmayacaktım. Bunu başaracak gücü de kendimde buluyordum. Gururluydum. Mantığım bu işin bittiğini söylüyordu. Öyle veya böyle, bu olay yaşantımı değiştirmişti. Paris’ten döndükten sonra çökmüştüm sanki. Sanata ve modaya dair gördüğüm onca büyüleyici şeye karşın üzüntüm bir nebze olsun azalmamıştı. Daha önceleri şans rüzgârıma göre günübirlik yaşıyordum. Ama şimdi geleceğimi düşünür olmuştum. Bu durum ilk kez, şu anki durumumu eleştirel bir gözle incelememle başladı. Baraka oturmak için sürekli bir çözüm değildi ve uçak şirketi yaşam boyu yapılacak bir iş değildi. Peki, yaşam boyu sürdürülecek meslek hangisiydi? Tasarım ve dekorasyon hayatımın mesleği olabilir miydi?



BÜYÜLEYİCİ SANAT

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder